Hayatımız boyunca kaç kez bir adım atmadan önce ‘Ne gerek vardı?’ diye düşündük? Bazen bizi yanlış bir karardan koruyan, bazen de henüz denemeden vazgeçmemize neden olan bu sorunun yanıtı, belki de onu kimin ve hangi korkuyla sorduğunda saklı. Ashley Joy’un kurucusu, EPOS7 Tarih, Kültür ve Sanat Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve ‘Ne Gerek Vardı?’ kitabının yazarı Aslı Gümüşel ile hayatındaki dönüm noktalarını, kayıpların ardından yeniden yol bulmayı, değişen başarı tanımını ve insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi konuştuk. Gümüşel, deneyimlerinden yola çıkarak bazen bir bitişin yeni bir başlangıca dönüşebileceğini, bazen de en önemli kararın kendi sesimizi duyabilmek olduğunu anlatıyor.
Bence önce o sözün arkasında ne olduğuna bakmak gerekiyor. Bizi seven insanların kaygıları bazen gerçekten yol gösterici olabiliyor; her uyarıyı görmezden gelmek de doğru değil. Ama bazen ‘Ne gerek var?’ sorusu, bizim değil karşımızdakinin korkusunu anlatıyor. Ashley Joy’a dört ürünle, küçücük ve penceresiz bir ofiste başladığımda ben de korkuyordum. Riskleri değerlendirdim ama yalnızca korktuğum için vazgeçmedim. Bugün bir karar verirken kendime şunu soruyorum: Bu ses beni daha iyi hazırlıyor mu, yoksa henüz denemeden durduruyor mu?
Babamı kaybettiğimde ders çalışmaya sığındım. Kitabı açınca zihnim bir süreliğine susuyordu. O günlerde bunu bir başarı özelliği olarak görmüyordum; yalnızca acıyla baş etme biçimimdi. Sonra çalışmak, hazırlanmak ve sorumluluk almak karakterimin bir parçası hâline geldi. Bugün güçlü görünen yanlarımın bazılarının o zor günlerde şekillendiğini fark ediyorum. Ama bunu ‘İyi ki babamı kaybetmişim’ gibi bir yere asla taşımam. Bazı acılar keşke hiç yaşanmasaydı. Ben yalnızca o acının içinde kendime bir yol bulmaya çalıştım.
BellaMom’dan ayrıldığımda kendimi başarısız hissettim. Çünkü bir işe emek verince, onun hep devam etmesi gerektiğini sanıyorsunuz. Sonradan o dönemde öğrendiğim şeylerin Ashley Joy’un kuruluşunda ne kadar işe yaradığını gördüm. Ama bu farkındalık hemen gelmedi. Bazen bir bitiş gerçekten üzer; onu hemen güzel bir hikâyeye çevirmek zorunda değiliz. Ben bugün o yıllara baktığımda yalnızca bıraktığım işi değil, orada öğrendiğim üretmeyi, tüketiciyi dinlemeyi ve yeniden başlamayı görüyorum. Bir şeyin bitmesi, yaşanmış olanı değersizleştirmiyor.
New York’ta tanıştığım Hintli bitki uzmanıyla aylar sonra İstanbul’da yeniden karşılaştık. Bana beyaz bir zarf uzattığında önce bahşiş sandım ve almak istemedim. İçinde 24 bitkisel yağdan oluşan bir saç bakım formülü vardı. O karşılaşmayı ben planlamadım; bugün buna ‘planlı tesadüf’ diyorum. Ama zarfı alıp formülü araştırmak, ürüne dönüştürmek ve dört ürünle marka kurmak tesadüf değildi. Çok emek, çok deneme ve pek çok belirsizlik vardı. Kısacası fırsat bazen kapıyı aralıyor; o kapıdan geçip geçmeyeceğinize siz karar veriyorsunuz.
Bir ilişkiye emek vermek elbette önemli. Ben de 23 yıllık evliliğimde çok güzel günler yaşadım; o yılları yalnızca nasıl bittiği üzerinden anlatmak istemem. Ama zamanla şunu fark ettim: Uyum sağlamakla kendi isteklerini sürekli ertelemek aynı şey değil. Benim için saygının eksildiği yerde bu sınır daha görünür oldu. Ayrılmak kolay değildi; sevdiğiniz, alıştığınız, birlikte büyüdüğünüz bir hayata da veda ediyorsunuz. Bugün o geçmişe hem güzel taraflarını inkâr etmeden hem de kendi kararımın arkasında durarak bakabiliyorum.
Bunu boşandıktan sonra çok sıradan anlarda fark ettim. Mesela akşam yemeğini istersem saat beşte yiyebileceğimi düşündüğüm günü hatırlıyorum. Bir de evin sessizliği vardı; bazen çatal bıçak sesi bile büyüyordu. İnsan birini mi özlüyor, yoksa yıllarca birlikte kurduğu düzeni mi; hemen ayıramıyor. Ben de ayıramadım. O boşluğu aceleyle doldurmak yerine kendi alışkanlıklarıma bakmaya başladım. Neyi gerçekten seviyorum, neyi sadece yıllardır öyle yaptığım için sürdürüyorum? Kendimle yeniden tanışmam biraz da böyle küçük sorularla başladı.
Kendi paranızı kazanmak hayatınızdaki seçenekleri çoğaltıyor. Ben bunun değerini kendi hayatımda çok net hissettim. Ekonomik bağımsızlık, her şeyi tek başınıza yapmak ya da bir ilişkide maddi paylaşım olmaması demek değil. Ama hayatınızla ilgili bir karar verirken yalnızca ekonomik mecburiyetler yüzünden kendinizi çaresiz hissetmemek çok kıymetli. Elbette maddi güç duygusal acıyı ortadan kaldırmıyor. Ben de zor kararların ardından ağladım, korktum. Yine de kendi kararımı verebilecek bir alana sahip olmak bana büyük bir özgürlük duygusu verdi.
Tamamen aştım desem doğru olmaz. Ben de takdir edilmekten mutlu oluyorum. Çocukken babamın “Aferin yavrum” demesi benim için çok kıymetliydi; bugün de emeğimin görülmesini istiyorum. Ama yıllar içinde bunun tek ölçüm olmaması gerektiğini öğrendim. Alkış geldiğinde sevinmek başka, alkış olmadığında kendini değersiz hissetmek başka. Kitabı yazarken bu soruyla da yüzleştim. Hâlâ kendimi tanımaya çalışıyorum. Belki de mesele onay ihtiyacını tamamen yok etmek değil; o ihtiyaç varken de kendi sesinizi duyabilmek.